Blog Akışı

Göz Kuruluğu İçin Zerdeçal


Gözlerin üst tabakasını korumak ve beslemek için yeterince yüzey kayganlığı sağlanamıyorsa göz kuruluğu sorunu ortaya çıkar. Bazı kişiler yeterince gözyaşı üretemezken bazı kişilerin gözyaşı doğru kıvama sahip olmadığından kaplama ve besleme görevlerini yerine getiremez. Yapay damlalarla bile çoğu kişi göz kuruluğundan şikayetçidir. Doktorla konuşup zerdeçal gibi takviyelerle çözüm aranabilir.
Göz kuruluğunun belirtileri arasında yüzeyin tahriş olması, kızarıklık, aşırı sulanma, ağrı, göz yorgunluğu ve zaman zaman buğulu görüş yer alır. Göz yüzeyinin enflamasyonu da göz kuruluğundan dolayı ortaya çıkabilir. Bu problem gözün ön kısmını kaplayan şeffaf doku olan korneanın hasar görmesine yol açabilir. Göz kuruluğu enflamasyonu kornea hasarıyla görüşte önemli değişikliklere sebep olabilir.
Zerdeçal, kurkumin adlı birçok tıbbi özelliği olan maddeyi içeren bir bitkidir. Bitki veya zerdeçal özü göz kuruluğunu tedavi etmez ama kurkumin bileşeni enflamatuar karşıtı özelliklere sahiptir. Bu sayede göz kuruluğunun sebep olduğu enflamasyonu azaltabilir. Enflamasyon varsa belirtilerin şiddetini azaltmak için zerdeçaldan faydalanmak hakkında doktorunuzla konuşabilirsiniz.
İhtiyaç duyduğunuz zerdeçal miktarı kişiden kişiye değişir. Bunun için doktor sağlığınızı, aldığınız ilaçları ve durumun şiddetini değerlendirir. Standart kurkumin tozunun ortalama dozu günde 3 kez 400 – 600 mg civarında olabilir. Doktorunuz zerdeçalı kök, kurutulmuş, tentür veya sıvı özüt gibi farklı bir formda almanızı da tavsiye edebilir.
Zerdeçal kullanmak için doktor tavsiyesi almanız gereklidir. Çünkü bu bitki kan sulandırıcı ilaçlar, şeker hastalığı ilaçları, mide asidini azaltan ilaçlar gibi ilaçlarla etkileşime geçebilir. Doktor sağlık geçmişinize bakarak sizin için doğru kararı verecektir. 

Daima genç bir cilt için neler yapılmalı?


Eğer cildinizin ışıltısı giderek azalıyorsa ve aynaya baktığınızda yüzünüzde yorgun bir ifade görüyorsanız bazı şeyleri yanlış yapıyor olabilirsiniz...

Başta cilt temizliği olmak üzere daima genç ve bakımlı bir cilde giden pek çok yol bulunuyor. Var olanı korumak ve onu en iyi hale getirmek için beslenme zincirinden bakım önerilerine işte genç bir cildin olmazsa olmazları… 

Cildin yaşla birlikte ve dış etkenler nedeniyle yıpranması kaçınılmaz. Ancak yılların izini en aza indirmek ve her zaman sağlıklı bir cilde sahip olmak elimizde. Prof. Dr. Dilek Demir Erol, daima genç, daima bakımlı bir cilt için olmazsa olmaz bakım önerilerinde bulundu.

Güzel cildin ilk adımı 'temizlik'
Kadınlar, ister çalışsın ister çalışmasın cildinin temizliğine fazla vakit ayırmıyor ne yazık ki. Çünkü günümüzde herkesin zaman problemi var. Bundan da önemlisi ev yapımı sabun kullanarak, çoğunlukla da sadece suyla yıkayarak doğal bir temizlik yapıldığı zannediliyor. Prof. Dr. Dilek Demir Erol, “Oysa cildimiz bütün gün oluşan kir, yağ, mikrop ve ölü hücrelerden arındırılması gereken bakıma muhtaç görselimizdir” diye uyarıyor ve ekliyor: “Genellikle kadınlar, kendi doğru bildikleri yöntemlere göre yaptıkları temizlikten sonra ciltlerini kuru ve gergin hissederlerse temiz olduğuna inanır. Temizlik konusuna bilimsel açıdan baktığımızda ise cilt tiplerine göre kullanılacak ürünler ve uygulanan yöntemler de farklı olur. Bu konuda en iyi desteği konusunda uzman eczacılardan alabilirsiniz.”

Prof. Dr. Erol, yüzünüzü günde iki kez temizlemenizi ve haftada bir kez peeling uygulamanızı öneriyor. Böylece yüzdeki ölü deri hücrelerden kurtulabilirsiniz. Ayrıca kan dolaşımını artırarak yeni hücre oluşumunu da desteklersiniz. Sabun kullanılmaması öneriliyor çünkü sabun damarlarınızın çatlamasına yol açıyor.

Güneşten korunun!
İyi bir cilt bakımı için güneş koruyucu kullanılması önem taşıyor. Sanılanın aksine bu ürün grubu sadece yaz aylarında değil kış aylarında da mutlaka kullanılmalı. Güneşin UV ışınları 24 saat 12 ay foto yaşlanmaya, güneş yanıklarına, cilt kanserinin oluşmasına neden oluyor. Bu nedenle yaz kış en az 35 faktörlü koruyucu krem sürülmeli. Güneşin ultraviyole yelpazesinde üç tür radyasyon bulunuyor: UVA, UVB, UVC.

UVA: Güneş ışınlarının yüzde 95’ini oluşturuyor. Uzun dalga boylu ışın; derinin en alt tabakasına kadar etki gösteriyor. Yaşlanmayı ve alerjiyi ifade ediyor. 
UVB: Orta boyda dalga boylu ışın. Cildin hızla kızarmasını ve geçici süre ile kararmasını sağlıyorlar. Güneşe maruz kaldıktan sonraki 24 ile 48 saat içerisinde pigment hücrelerini uyararak cilt rengimizin koyulaşmasına neden oluyorlar. Cilt üzerinde oluşan güneş yanığı zararlarının temel faktörü ultraviyole B ışınlarıdır. 
UVC: Ultraviyole C ışınlarının ise normal koşullar altında çok zarar teşkil etmemesi gerekirken ozon tabakasının delinmesi sebebi ile yeryüzüne daha yakın açılarda yansıyarak kanserojen riskini ve zararını yüksek derecede artırıyor. Bu güneş ışınları hücre DNA’sına zarar veriyor ve hücrenin yapısını bozarak cilt kanserine neden olabiliyor.

Nemlendirici doğal içerikli olsun! 
Temizlik sonrası mutlaka tonik kullanmanız öneriliyor. Tonik cildin pH değerini dengeliyor, böylece dış etkenlere ve kuruluğa karşı önlem almış olunuyor. Cilt bakımında ikinci önemli nokta cildi nemlendirmek. Gün boyu muhatap olduğunuz olumsuz çevre şartlarının cildinize dost olacağı düşünülemez. Cilt tipine uygun doğal içerikli bir nemlendirici ile cildinizde oluşan istenmeyen görüntüyü yok edeceğiniz gibi gelecek için de var olanı korumayı sağlayabilirsiniz. Prof. Dr. Erol, nemlendiricinizi seçerken içeriğinin mümkün olduğu kadar doğal olmasına dikkat etmeniz gerektiğini belirtiyor. Seramid, gliserol, AHA, niyasin, peptid ve gliserol başlıca bulunması gereken maddeler.

Var olanı korumak yaşam felsefemiz olmalı!
Cildin yıpranmaması ve yaşlanmaması doğaya aykırıdır. Prof. Dr. Erol, yılların izini cildinizde daha az ve daha geç görmek için var olanı korumanız gerektiğini söylüyor. Bunun için de beslenmenize dikkat etmelisiniz. B, C, E, A ve K vitaminleri cildimizin temel taşları arasında yer alıyor. Vitamin açısından zengin besinler tercih etmek gerekiyor.

Omega-3 yağ asitlerinden EPA güneş ışınlarının neden olduğu cilt yaşlanmasını ve var olan yaşlanma izlerini azaltıyor. En zengin Omega-3 kaynakları ise uskumru, hamsi, levrek ve somon. Beslenmenizde antioksidan gücü yüksek meyvelerden yararlanmak gerekiyor. Nar, kiraz, yabanmersini, erik, üzüm, elma, çilek gibi yüksek antioksidan içerikli, cilt dostu meyveler yenilmesi öneriliyor. Her gün en az bir tane elmayı ara öğün olarak yediğiniz takdirde cilt için çok yararlı olan kuversetin almış oluyorsunuz. Aynı şekilde üzümden resveratrol, erikten de proantosiyanidin alınabiliyor.

NE YEMELİ, NE YEMEMELİ?

• Şeker ve şekerli yiyecek, içecekten uzak durmak gerekiyor. Şeker cildin dostu değil düşmanıdır!

• Balkabağı günümüzde en çok önerilen ve medikal kozmetik ürünlerin formülasyonuna da giren iyi bir cilt dostudur. Havuç ile birlikte alındığında beta karotenin de varlığıyla iyi bir antiaging kokteyli oluşturulabilir.

• C vitamini cildin dostu ve olmazsa olmazı. Turunçgiller zengin bir C vitamini kaynağı olduğu gibi kabuklarındaki d-limonene de antiaging etkili ve cilt kanserine karşı koruma özelliğine sahip bir etken madde.

• Ceviz, badem ve fındık E vitamini, kalsiyum, Omega-3 yağ asitleri içeriyorlar ve cilt dostu olarak biliniyorlar.

• Yoğurt ilk bilinen biyoteknolojik ürün ve hem vücuda hem de cilde yararlı.

• Günde en az 2,5 litre su içilmesi öneriliyor. Su içmek, hem nem kaybını karşılıyor hem de erken yaşlanmayı engelliyor.

• En az ayda bir kez profesyonel cilt bakımı yaptırmalı.

• Keten tohumu Omega-6 açısından zengin; bol bol tüketilmeli.

• Yumurta bilinenin aksine çok yararlı bir besin; protein, mineral ve vitamin kaynağı.

• Yeşil çay içeriğindeki polifenoller ve kateşinlerden dolayı antioksidan ve antiaging etkili bir içecek.

• Sigarayı bırakmalısınız. Sigara içenler içmeyenlere göre yaklaşık üç yıl daha yaşlı görünüyor. Sigara, oksijenin yeterli düzeyde vücutta gezmesine engel olduğu gibi toksin etkisi ile gözenekleri kapatıyor ve cildin kırışmasına neden oluyor.

• Alkolden uzak durmalısınız. Fazla alkol vücutta iltihaplanmayı artırdığı gibi, toksik etki yaratıyor. Bahsedilen haftada bir-iki kez alkol almak değil, her gün ve çok miktarda alkol kullanmak.

• Makyajınızı temizlemeden yatmamalısınız. Makyajınızı eve gelince temizlemelisiniz. Yüzde kalan makyaj cildin nefes almasını zorlaştırırken, sivilce ve kırışıklıklara neden olur. Makyaj yaparken kullandığınız fırçalar kesinlikle temiz olmalı. Yüzünüzde bakteri oluşumunu engellemek için mutlaka fırçalarınızı belli aralıklarla temizleyin.

• Düzenli ve sağlıklı uyku uyumanın faydaları saymakla bitmez. Cildinizin ve vücudunuzun dengesi için sağlıklı uyku uyumaya ve buna vücudunuzu alıştırmaya çalışın.

Çocuklarda besin zehirlenmesi


Yazın besinlerin uzun süre sıcakta kalıp bozulmasından kaynaklanan besin zehirlenmelerini önlemek için alışveriş yaparken ve besin saklarken bazı detaylara çok dikkat etmek gerekiyor.

Bazen kusma, bazen ishal bazen de çok daha şiddetli belirtilerle kendini gösteren besin zehirlenmelerine karşı nasıl önlem almanız gerektiğini biliyor musunuz? Çocuk Gastroenteroloji ve Beslenme Uzmanı Dr. E. Mahir Gülcan, yaz aylarında artan besin zehirlenmelerinin suçlusunun kötü koşullarda saklanıp, hazırlanan ve pişirilen besinler olduğunu söylüyor. 

“Besinler, bakterilerin üremesi için gerekli olan besin öğeleri ve nem içerikleriyle mükemmel bir ortam yaratıyor. Bakteriler türlerine göre -10˚C’den 100˚C’ye kadar geniş bir sıcaklık aralığında canlılıklarını sürdürebiliyor. Patojen bakterilerin en iyi çoğalabildikleri sıcaklık aralığı 5-65˚C (tehlikeli bölge) arası oluyor. Besinleri dondurma işlemi bakterileri öldürmüyor ancak üremelerini durduruyor. Kaynatma ile bakterilerin birçoğu ölüyor ancak tamamen yok edilmiyorlar. Tehlikeli bölge olarak adlandırılan 5-65˚C arasında bırakılan potansiyel tehlikeli bir besin, uygun zaman zarfında besin kaynaklı hastalıklara ve zehirlenmelere neden olabilecek duruma geliyor” diyor.

Yaz aylarında en çok hangi gıdalara dikkat etmek gerekiyor?
Dr. E. Mahir Gülcan, bu soruyu şöyle cevaplıyor: “En çok besin zehirlenmesine sebep olan yiyecekler arasında yumurta yer alıyor. Örneğin yaş pasta, dondurma, mayonez gibi yiyeceklerin içerisinde yumurta bulunuyor. Bu tarz yiyeceklerde bayatlama ya da uygun koşullarda saklanamaması sonucu bozulmalar meydana gelebiliyor. Bunun yanında tavuk ve deniz ürünleri de besin zehirlenmesi kaynağı. Özellikle iş yerlerinde, toplu yemek tüketilen ortamlarda sık tercih edilen tavuk, en fazla besin zehirlenmesine sebep olan besinler arasında yer alıyor. Uygun şekilde saklanmamış konserve besinler de besin zehirlenmesine neden olabiliyor.”

İshali ve kusmayı engellemeyin
Besin zehirlenmeleri genellikle, aniden başlıyor, bozulmuş besinler tüketildikten sonra hastalık belirtileri 30 dakika ile 72 saat arasında ortaya çıkabiliyor. İshal, bulantı, kusma, şiddetli karın ağrıları ve karında kramplar gibi sindirim sistemini ilgilendiren şikayetlerin yanı sıra, bazen ateş de görülebiliyor. Dr. E. Mahir Gülcan, “Besin zehirlenmelerinin klasik belirtileri mide bulantısı, kusma ve ishaldir. Kusma ve ishal vücudun zehri dışarı atma yöntemlerindendir. Bu nedenle kesinlikle bulantı ve ishali önleyici ilaçlar kullanmayın. İshal ve kusmayı arttıracak düşüncesiyle hiçbir şey yememek de yanlış bir davranış. İshal tedavisinin en iyi şekli dinlenmek ve bol miktarda sıvı (temiz içme suyu, ayran, şekersiz çay vb.) tüketmek. İshal geçene kadar yoğurt, pirinç lapası, haşlanmış patates, ekşi elma ve taze şeftali suyu vb. besinler tüketilmeli. Sebzeleri pişirdikten, meyveleri de yıkayıp kabuğunu soyduktan sonra tüketin. Erik, kayısı, incir, üzüm, karpuz gibi meyveler bağırsak hareketlerini arttırdığı için yenmemeli” diyor.

Doğru gıda seçimi ile korunun
    Güvendiğiniz yerlerden alışveriş yapın ve son kullanma tarihlerine dikkat edin. 
•    Pastörize edilmemiş, mahalle arasında satılan süt ve süt ürünlerini tüketmeyin.
•    Dışı kirlenmiş veya çatlak olan yumurtaları yemeyin. Yumurtayı kullanmadan hemen önce sadece su ile yıkayın.
•    Konservelerin alt ve üst kapakları şişkin, kutuları zarar görmüş ve son kullanma tarihi geçmiş olanları kesinlikle satın almayın. Gebelikte taze sebze ve meyve ağırlıklı beslenin.
•    Yaz aylarında açıkta ve dışarıda satılan ürünleri almayın. Evinizdeki gıdaları da tüketene kadar buzdolabında saklayın.
•    Kurubaklagilleri nemsiz ve serin yerlerde muhafaza edin.
•    Pişmiş yemekleri oda sıcaklığında bir saatten fazla bekletmeyin, daha sonra yenecekse buzdolabında saklayın.
•    Dondurulmuş gıdaları çözüldükten sonra kesinlikle tekrar buzdolabına koymayın.
•    Hepsinden önemlisi ise hijyen. Sebze ve meyveleri bol su ile yıkayın. Mutfakta kullanılan temizlik bezlerini tek kullanımlık seçin ya da her kullanımdan sonra deterjanla yıkayın, ıslak bırakmayın.
•    Güvenemediğiniz bir su kaynağından su kullanmak zorundaysanız mutlaka suyunuzu içmeden kaynatın.
•    Çiğ et, çiğ tavuk ve kümes hayvanlarının etlerine çıplak elle dokunduktan sonra ellerinizi sabun ve sıcak su ile bolca yıkayın.
•    Çiğ balık tüketmeyin.

Çocuklar daha fazla etkileniyor
Kusma ve ishal sonucunda ciddi bir su kaybı oluşuyor. Çocuklar su kaybına erişkinden daha hassas olduklarından ve zehirlenmeye yol açan mikroplar, çocukların bağışıklık sisteminin zayıf olması nedeni ile daha ağır seyrettiğinden, çocuklar ve bebekler çok daha fazla etkileniyor. 

Mamaları bekletmeyin!
Bebeklerde de görülen besin zehirlenmeleri konusunda da uyaran Dr. E. Mahir Gülcan, “Özellikle yaz aylarında hazırlanan mamalar bir öğünde tüketilmeli, artan mama kullanılmamalı. Biberonlar mutlaka kaynatılmalı ya da sterilizasyon aletiyle sterilize edilmeli. Mama hazırlanırken kullanılan su güvenli olmalı, kaynatma işlemi tam ve düzgün yapılmalı. Eğer biberonlar iyice kaynatılmaz ya da sterilizasyon işlemi uygulanmazsa, mama kalıntıları mikropların üremesi için uygun bir ortam oluşturur ve üreyen mikroplar bir sonraki mamaya bulaşarak besin zehirlenmesi yapabilir” diyor.
Bebek ve çocuklarda tanı konulurken aynı besini yemiş birden fazla kişide ishal, kusma gibi zehirlenme belirtilerinin aynı zamanlarda ortaya çıkması durumuna bakılıyor. İshalli dışkıdan yapılan dışkı testlerinde iltihap hücresi ve besin zehirlenmesine neden olan mikrobun saptanması, kan testinde vücutta mikrop olduğuna dair parametrelerin yüksek olması ile besin zehirlenmesi tanısı konulabiliyor. 

Bu belirtilere dikkat!
Kanlı ishal varsa, ishal ile birlikte boyun sertliği, şiddetli baş ağrısı veya ateş varsa, zehirlenme belirtileri iki günden fazla devam ediyorsa, hemen bir uzmana başvurmalısınız.

Ofiste omurga sağlığını korumanın yolları


Sürekli bilgisayar başında çalışıyor ve sırt, bel, boyun bölgesindeki ağrılardan şikayetçiyseniz günde sadece birkaç dakikanızı ayırarak tüm bunlardan kurtulabilirsiniz.

Ofis çalışanlarında en sık görülen rahatsızlıkların başında bel, sırt ve boyun ağrıları geliyor. Özellikle boyunda oluşacak tetik noktalar sonucu kulakların üstünden başlayıp, başın ön tarafına doğru yayılan ağrı şikayeti olabiliyor. Bunlar en çok gerilim tipi ya da migren tipi baş ağrısıyla karıştırılıyor. Oysa duruş bozukluğuna bağlı olarak ortaya çıkan birçok sorun gibi bunlar da ofisteki oturma şeklini düzeltip, birkaç basit germe hareketi yaparak giderilebiliyor. Masa başında çalışırken sürekli aynı şekilde durmaktan tetik noktalar ve bantlar meydana geliyor. Bunların olmaması için aralıklarla masa başından kalkıp, küçük yürüyüşler yapmak gerekiyor. Eğer kişi yerinden kalkmayacak durumdaysa germe egzersizleri de sorunları giderebiliyor. Bahçeşehir Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Fizyoterapist Mirsad Alkan, ofis ortamında yapılabilecek egzersizleri Formsanté okurları için anlattı... 

Boyun egzersizleri
Genellikle kişiler oturur pozisyonda başını sağa-sola atarak germe egzersizi yaptığını düşünüyor. Ama bu geçici bir rahatlama yaratıyor ve boyna zarar verebiliyor. Bunun yerine başımızı sağ ya da sol elimizle o yöne çekerek, 30 saniye boyunca germek gerekiyor. Bu süre önemli, aksi halde kasın içindeki ilgili alanlar uyarılmıyor ve hareketten istenilen sonuç elde edilemiyor. Buradaki amaç vücudun normal hareket açıklığını koruyabilmesi... 

-Eller önde bitişik. Her iki elin işaret parmağının ucunu çenenizin altına koyup, başınızı yukarı doğru itin. 
- Tek eliniz sırtta, diğer elinizle başınızı sola çekin. Aynı hareketi sağ taraftan da uygulayın. 
- Dik oturun. İki elinizi başınızın arkasında kenetleyip, aşağı doğru baskı yapın. Tam bir germe için çenenizi gövdenize değdirmeye çalışın. 
- Çenenizi omuz başıyla aynı hizaya getirin. Bu noktadan başınızı öne doğru eğerek yarım daire çizip, diğer omuz başına ulaşın.

Omuz egzersizi
Eller belde. Dirsekler tam yanlara bakacak şekilde, küçük daireler çizin. Önce öne, sonra arkaya... Kol ile omuzun aynı hizada olmasına dikkat edin. 

El bileği egzersizleri
Bilgisayar başında el bilekleri sürekli aynı pozisyonda kalıyor. Bileğimize giren sinirler üç kanala dağılıyor. Biri baş parmak, diğeri orta parmak ve yüzük parmağının hizasından, sonuncusu da serçe parmaktan giriyor. Sürekli aynı pozisyonda olduğu zaman bu kanallarda oluşan daralmalar sinire bası yapabiliyor. Bu durumda elde uyuşukluk, elektriklenme hissinin ortaya çıktığı Karpal Tünel Sendromu başta olmak üzere birçok rahatsızlığa yol açabiliyor. Bunları önlemek için el bileğini geren egzersizler yapmak gerekiyor. 

- Avuç içlerini birbirine tam olarak yapıştırıp, göğüs altında tutun. Aşağı doğru indirirken, ellerin birbirinden ayrılmamasına özen gösterin. Sırtı dikleştirip, başı omurga ile bir hizada tutun.

- Eğer bu hareketi yapmakta zorlanıyorsanız sağ kolunuzu öne doğru uzatıp, avuç içi karşıya bakacak şekilde elinizi kaldırın. Sol elin serçe ve yüzük parmağı parmaklara, orta ve işaret parmağı ise avuç içine gelecek şekilde sağ elinize baskı uygulayın. Sağ dirsek sabit... Hareketi diğer elinizle de yapın. 

Sırt egzersizi
Eller belde... Dirsekleri geri çekerek kürek kemiklerini sıkıştırın. Ardından bu kez dirsekleri öne doğru getirip göğsü sıkıştırın.

Bel egzersizi
Bacaklar düz, ayaklar omuz genişliğinde açık... Dizleri kırmadan kollarla öne doğru eğilin. Çene vücuda yapışık (A). Direkt eğilmekte zorlananlar bacaklarından aşağı doğru ellerini ilerleterek, yavaş yavaş da eğilebilir.

SAĞLIKLI OFİSLER, MUTLU ÇALIŞANLAR 
Ofis çalışanları günün büyük bölümünü sandalye üstünde ve ekran karşısında geçiriyor. Birçoğu ergonomik olmayan ofis mobilyaları ve yanlış dekorasyon uygulamaları da uzun süreli sağlık problemlerine yol açabiliyor. Oysa çalışan sağlığı açısından iş ortamının ses, aydınlatma, ısı, kullanılan ekipman, havalandırma gibi faktörler göz önüne alınarak dekore edilmesi gerekiyor. Bu sayede hem çalışanların sağlığı hem de eklem rahatsızlıklarına bağlı olarak kaybedilen iş gücü zararının önüne geçilebiliyor. Çalışan dostu doğru ofis ortamının nasıl olması gerektiğini Bahçeşehir Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Görevlisi Leyla Ataş Balcı’dan öğrendik. 

  • Ofis ısısı kışın 18-22°C, yazın da 23- 26°C arasında olmalı.
  • Ortam sık sık havalandırılmalı.
  • Gürültü, rahatsız edici olmamalı.
  • Aydınlatma duvardan yansımalı ama ekrana yansımamalı.
  • Ekran göz seviyesinden yukarıda olmamalı ve temiz tutulmalı. 
  • Ortalama olarak göz-ekran uzaklığı en az kol mesafesi kadar uzaklıkta (60-70 cm) olmalı. 
  • Ekrandaki yazılar bu mesafeden okunamıyorsa yazı boyutu büyütülmeli. 20 dakikalık aralarla gözler ekrandan ayrılıp, 10-15 saniye ellerle gözler kapatılıp dinlendirilmeli.
  • Klavye masa kenarından 20 cm uzakta, klavye ve fare yüksekliği aynı seviyede olmalı. 
  • Klavye ve fare bilekler sağa-sola bükülmeden kullanılmalı. 
  • Yazı yazarken sadece iki parmak kullanılmamalı.
  • Mümkünse yarım ay şeklindeki masalar kullanılmalı. Sık kullanılan ekipman masada kol mesafesi uzaklığına yerleştirilmeli. 
  • Otururken diz ile masa arasındaki mesafe 30 cm, dirsekler 90 derece ve omuzlar yukarı kalkmadan rahat olmalı.
  • Beli destekleyen, sırt destekli, otururken diz ile oturma alanı arasında boşluk bulunduran, dönebilen, tekerlekli ve yüksekliği ayarlanabilen sandalyeler tercih edilmeli.
  • Sandalye yüksekliği diz kapağını geçmeyecek şekilde ayarlanmalı. Diz 90 derece bükülü olmalı. Ayaklar düz, yere temas etmeli. 


Kol-dirsek egzersizi
Sol kolu dirsekten büküp, elinizi sağ omza koyun. Sırt dik, baş omurgayla aynı hizada... Sağ dirseğin içiyle, sol kolu itin. Aynı hareketi diğer kolla da yapın.
Bacaklar düz, ayaklar omuz genişliğinde açık... Yana yatarak, sağ el ile dize dokunun. Aynı hareketi sol tarafa da yapın. Eğer boynunuzda bir sorun yoksa başı da beraberinde eğerek, gerilimi artırın. 

DNA testiyle kişiye özel güzellik ürünleri


Londra’nın merkezinde Bond Street yakınlarında uzay çağını andıran Geneu adlı klinikteyiz.
Burada mükemmel güzellik hüküm sürüyor. Yüksek topuklu, kırmızı rujlu, beyaz önlüklü kadınlar görev yapıyor bu güzellik ve cilt bakımı kliniğinde.
Raflardaki ürünlerin etiketi 3000 sterlinden başlıyor. Peki müşteriler neden bu kadar para ödüyor? Geneu her müşterinin DNA’sına göre onlara özel ürünler yaptığı için.
Firma, genetik bilgiye dayalı gençlik iksiri arayışının Londra, New York, Los Angeles ve Singapur’un yanı sıra Orta Doğu ve Rusya’da da zenginler arasında popüler hale geldiğini söylüyor.
Müşterilerden tükürük örnekleri alınarak basit bir DNA testine tabi tutuluyor. Ek bir ücret karşılığında bu testin sonucu 30 dakikada alınabiliyor. Normal süre ise 48 saat.


Tek tek herkesin anti-oksidan dökümü çıkarılıp inceleniyor. Klinik, bu sayede cildin doğal yollardan kendisini yaşlanma etkilerine karşı nasıl koruyabileceğinin belirlendiğini iddia ediyor.

Kişiye özel güzellik?

Haziran 2014’te 2000 İngiliz tüketici ile yapılan bir araştırmada kişiye özgü cilt bakımı konusundaki görüşleri soruldu. Yüzde 45’i böyle bir ürün için özel laboratuvarlara gidebileceğini, yüzde 54’ü de özel ürün üretilmesi amacıyla kendi kan, deri, saç örneklerini verebileceklerini söyledi.
Fakat genetik uzmanları bu fikre şüpheyle yaklaşıyor. Londra’daki UCL Üniversitesi’nde genetikçi profesör Nicholas Luscombe güzellik kliniklerinde cilt ürünleri için iki genin varyantlarına bakıldığını, ancak bu genleri tespit etmenin zor olduğunu söylüyor. Yaşlanmada genetik faktörden ziyade çevresel etkenlerin önemli olduğunu, ayrıca iddialara rağmen anti-oksidanların cilt üzerindeki etkisinin kanıtlanmadığını belirtiyor.
Fakat bu sözler müşterilerin bu tür tedavi isteklerini ve sonrasında övgü düzmelerini engellemiyor.


Örneğin Martine Peremans cildi kuru olduğu ve piyasadaki ürünler işe yaramadığı için son iki yıldır özel ürünler kullandığını, bırakır bırakmaz cildinin kötüleştiğini, cilt bakım ürünlerinde geleceğin burada yattığını söylüyor.
AncestryDNA gibi bazı firmalar da zengin müşterileri için DNA testleri yaparak hangi kökenlerden geldiklerini tespit ediyor.
Belli genlerdeki kalıtsal farklılıkların insanların günlük yaşamda karşılaştıkları şeylere farklı tepki göstermesini ve diyabet, kalp krizi gibi hastalıklara karşı farklı yatkınlıklar geliştirdiği söyleniyor.

DNA testi şirketleri

23andMe ise 2007’den beri 200 dolar karşılığında DNA testi yaparak sınırlı bir genom haritası çıkarıyor. İngiltere’den 56 yaşındaki Donna Abrahart bazı akrabalarının 1950-60’larda bazı kalıtsal hastalıklardan öldüğünü bildiği için kendisine test yaptırarak risk altında olup olmadığını öğrenmek istemiş. Test sonucunda sadece taşıyıcı olduğunun ortaya çıkması rahatlatmış onu.
Londra’nın zengin semtlerinden biri olan Mayfair’de bir otelin spor salonunu işleten Matt Roberts da müşterilerine 360 dolara DNA testi yaparak hangi egzersizlerin hangi sıklıkta yapılması ve ne tür diyet uygulanması gerektiğini belirlediğini söylüyor.

DNA Zincirleri
“DNA testi birçok konuda tahmine dayalı kararı ortadan kaldırıyor. Bu test dayanıklılık, güç, oksijen alımı, sakatlanma riski, iyileşme hızı gibi konularda bilgi veriyor” diyor. Ayrıca kafein, şeker, alkol, yağ gibi besinlere karşı hassasiyeti tespit ederek izlenecek diyet programının belirlenmesini kolaylaştırdığını söylüyor.
Bazıları da belli bir genetik hastalığa yatkınlığının olup olmadığını öğrenmek için DNA testlerine başvuruyor.
Gene Watch adlı araştırma grubundan Dr Helen Wallace ise birçok yaygın hastalıkta genetiğin rolünün az olduğunu belirterek bu iddialara şüpheyle bakıyor. Müşteriye sunulan hizmet şeklindeki DNA testlerinden uzak durup bu işi tıp uzmanlarına yaptırmak gerektiğini söylüyor.
Ayrıca elde edilen bilginin nasıl yorumlanacağını bilmek, her şeyden önce onu sağlık amacıyla kullanmak da önemli.
Fakat belli bir hastalığı olan kişiler için DNA ya da genetik haritası gibi testlerin, hastalığı daha iyi anlamalarına yardımcı olabileceği belritiliyor.

Uyku sorunu çekenlere uyku koçu


İşyerindeki sorunları eve taşıyıp geceleri uykusuz kalmak birçok insanın yaşadığı bir sorun.
Dünya nüfusunun yüzde 45’i uyku sorunu çekiyor. Bu, sağlığımızı ve yaşam kalitemizi tehdit ediyor.
Uykusuz kalmak, yeterince uyumamak çocuklarda obeziteye, yetişkinlerde ise depresyon, anksite ve psikoza yol açabilir. Sadece İngiltere’de her yıl 10 milyon uyku hapı reçetesi yazıldığı belirtiliyor.
ABD’de 2800’ü aşkın uyku kliniği açıldı. 2015’te bunların toplam geliri 7 milyar dolardan fazlaydı. Uykuya yararı olsun diye piyasaya sürülen bitkisel ilaçlar, uyku laboratuvarları, yastık, döşek, uyku apnesi cihazları gibi ürünlerin değeri 2014’te 58 milyar doları bulmuştu.
Bir zamanlar uykusuz kalan yeni ebeveynler ya da daha iyi performans sergilemek isteyen atletlerin başvurduğu uyku koçları artık çok daha geniş bir kesime hizmet veriyor. Avrupa’da bunların saat ücreti 70-130 euro arasında değişiyor.

Öncelik vermek

Barcelona’daki Liderlik Akademisi’nin kurucusu ve yönetici sağlığı uzmanı Steven MacGregor, uykuyu, öğrenilmesi ve her gün öncelikli olarak uygulanması gereken “önemli bir profesyonel beceri” olarak niteliyor.


Örneğin, internet üzerinden satış yapan Amazon’un CEO’su Jeff Bezos'un ofiste geçirdiği 12 saatin ardından 8 saatlik uykuyu ilk önceliği olarak uyguladığını söylüyor.
Huffington Post’un kurucusu Arianna Huffington da iyi bir uykunun öneminden sürekli söz edenlerden. Huffington bir gün masasında uykuya dalarken kafasını öyle sert çarpmış ki elmacık kemiğini kırmış.
İşletme okullarında ders veren MacGregor, şirket yöneticilerinin sağlığı konusunda araştırmalar yürütüyor. Uykusuzluğun, belirsizlik durumlarında doğru kararlar alma gibi yöneticilerin en çok ihtiyacı olan becerileri etkilediğini söylüyor .

30 dakika kestirmek

Uyku koçu Christina Stefan da yöneticilerin doğru karar alması ve stresle başa çıkabilmesi için iyi bir uykunun önemli olduğunu ifade ediyor.
Oysa çoğu insan uyku sorunu olsa da herhangi bir yardıma başvurmuyor. Uzmanlar uykuyla ilgili birçok problemin önlenebilir ve tedavi edilebilir olduğunu, ancak sorunu olanların yalnızca üçte birinin uzman yardımı aldığını söylüyor. “Uyku hala tabu bir konu” diyor Stefan.


Uykunun ille de yatak odasında gerçekleşiyor olması gerekmiyor. Toplantılar arasında kısa süreli uyuklama ve kestirmeler de aynı yararı sağlayabiliyor. Uzmanlar 30 dakikaya kadar uyuklamanın, insanın kendisini daha iyi hissetmesini ve performansını artırmasını sağlayacağını, bunun gece uykusunu da etkilemeyeceğini söylüyor.
MacGregor sık sık uçmak zorunda olan yöneticilere uçakta uyumayı öğrenmeleri gerektiğini söylüyor. Bazı şirketler de kısa molalarda kullanılmak üzere uyku kabini uygulamasına gidiyor.

Değişim isteği

Koyun saymak aslında işe yarayan bir yöntem değil. Uyku koçları, rahatlamanızı sağlayacak bir görüntüyü hayal edip uyumak istediğinizde ona başvurulmasını salık veriyor.
Örneğin Stafan’a başvuran kişilerden biri, denize dalıp mercanlar üzerinde yüzerken vücudundaki hafiflik hissi ve kendi nefesinden başka bir şey duymuyor olma halini hayal ettiğini söylüyor. Günün fazla stresli olmayan saatlerinde birkaç kez bu düşüncelere dalıp sakinleşmeyi öğrenmek ve daha sonra aynı yöntemi uyku öncesinde denemek işe yarıyor.


Fakat uyumak için uyku koçu yetmiyor. İnsanda değişim isteği de olmalı diyor Almanya’da uyku koçu olarak çalışan Sibylle Chaudhuri. Koçluğun insanda değişimi sağlamakla ilgili olduğunu, değişimin ise birçok kişi açısından zor olabileceğini belirtiyor.
İyi uymanın yolunun yaşam tarzını değiştirmekten geçtiğine ve uykusuzluğun genellikle tek nedeni olmadığına inanıyor. “Birçok kötü alışkanlığın, kendi eylemlerimizin sonucudur bu. En zoru da alışkanlıkları değiştirmektir.”
Başarının önemli bir kısmı kendi inançlarınıza meydan okumanızla ilgilidir. “Çoğu insan uykunun doğal olarak meydana geldiğini, vücudunuza nasıl davranırsanız davranın ihtiyaç olduğunda uyunacağını sanıyor. Oysa öyle değildir. İyi uyumak için vücudumuzu ve anlayışımızı eğitmek gerekir” diyor Chaudhuri.

Son Gelenler

Çok Gezilenler